İstanbul-Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul-Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MEC'S KASAP BURGER- BEYOĞLU

Yaşı ellilerde olanların yaşamına ait hızlı bir atıştırmalık “ekmek arası”… Bugün kalıntılarını stat etrafındaki tükürük köftecilerinde bulabildiğimiz tarihi söz dizimi. Şimdilerde hamburger, fast food, burger filan deyince daha havalı oluyor(muş).Yurt içi gezmelerimde sonradan gurmelik taslıyorum, deneyimlerimi paylaşıyorum. Ama iş istanbul’a geldiği zaman fıs… E tabi genellikle evde hanımın yaptıklarını yiyoruz. Bazen arkadaşlar geliyor şehir dışından, nerede yiyelim diye soruyorlar. Billahi bilmiyorum diyorum. İnternetten araştırın, Barbaros’un siteden bakın orada pek çok seçenek var her türden.




Geçen bahardan kalma bir hava vardı hanımla İstiklal’e çıktık. O mağazalara ben İstiklal’in arka sokaklarına fotoğraf çekmeye. Her seferinde boynum tutuluyor binalara bakmaktan. Neyse uzatmayalım arka sokaklardan yürüye yürüye Tünel’e ulaştım. Hanımla buluşmaya daha var. Müzik dükkanlarının vitrinlerini kasap camına yapışan kediler gibi yalanarak ve dahi yutkunarak (herşey dolar ve euro etiketli) tavaf ettikten sonra karnımın gurultusu ruhumun açlığı ile buluşup alarm zillerini çalmaya başladı. Galip Dede Caddesinin İstiklal ile birleştiği yere yakın, Galata Mevlevihanesini geçtikten hemen sonra kaldırımdaki sokak çalgıcılarının komşusu bir burgerci görüyordum epeydir. Gelip gittikçe merak da ediyordum hani. Hadi dedim hem de müzikli burgerci. Vitrindeki “bugüne özel” afişinin hafif mıknatıs etkisini itiraf etmeliyim.


İçeri girip üst kata çıktım. Eski bina tabi daraşmalı. Ama güzel dekore etmişler. Sedir tipi masalardan birine kurulup, gelen garsona vitrindeki bugüne özel menüyü sipariş ettim. Bir de kola. Garson “ etiniz nasıl pişsin?” sorusu yorumlarına birkaç yıldız ekleyecek. Ben iyi pişmiş severim. Sakin ve temiz havalı bir ortam. Kitabımı açıp sayfalara daldım. Arada bir servis kağıdının üzerindeki yazılara da gözüm kaydı. Klasik “değişik birşeyler söyleyelim de ilginç olsun” kaygısıyla hazırlanan reklam spotları. Sanırım 15 dakika sonra siparişim geldi.



Genellikle bu tarz yemeklerde önce patatese el atarım. Güzel kızarmış, baharatlı ve iri kesim bir patates kızartmasıydı. Gayet lezzetliydi. Sonra masada bulunan Hellmans serisi sos kutusuna gözüm ilişti. Baharatlı patatesin güzel lezzetini bastırsa da sosları denedim. Hardalı hakkını vermiş, burun gıdıklıyor. Ketçap ve mayonez de kaliteli. Servis kağıdındaki “soğutmadan yiyin” uyarısının tetiklemesiyle hamburgeri fazla bekletmeyeyim dedim. Hem ekmek hem de köfte sıcaktı. Bu iyiye işaret. Ekmeği ızgarada kızartmışlar, içine de “cheese” koymuşlar. Et gayet güzel pişmiş. Köftenin hafif tombik oluşu ısırmayı zorlaştırsa da annemin köftelerini hatırlatıyor. Kıymayı iri çekmişler. Sanırım etin lezzetine etki eden unsurlardan birisi bu olmalı. Ekmek ile et arasında bir dilim eritme peynirinden başka bir şey yok. Bu güzel. Etlerinin lezzetini birşeylerle örtme ihtiyacı duymamışlar.


Yaklaşık 20 dakikalık yeme eylemini bitirip ağzımı yakmayan ve garip kokmayan güzel bir ıslak mendille temizlerken kendime şu soruyu sordum: “pişman mısın?”
Hayır…
Üzerine bir de demleme çay olsaydı ne iyi olurdu.
Aşağı inip 25 TL ödedim. Menüye içecek dahil değilmiş. Alt kattaki küçük ama temiz tuvaleti de denedim. Uygun fiyatlı ve lezzetli bir menü yedim. Mekan da güzeldi. Zaten dükkanın yeri turistik ve İstanbul’un en pahalı kiralarına sahip. Hizmet güzel, ekip güleryüzlü. Çalışan sayısından kaçınmamışlar.


Gelelim olumsuzluklara… Öyle abartılacak bir olumsuzluk yok. Hepsi hoşgörülebilir.  İlki bu hızlı yemekçilerin hepsinde olan hastalık, insanı elle yemek yemeye zorluyorlar. Yahu sizin evde çatal bıçak yok muydu kardeşim. Sokakta dolaşan bir adamın elleri ne kadar temiz olabilir. Hamburger ekmeğini elle tutmak, orama burama sos bulaştırarak yemek yemek pek hoş değil. Açılan serviste çatal bıçak yoktu. Masada olmayınca ben de istemedim. Belki istesem verirlerdi.Ben de hamburger ekmeğinin üzerine batırılmış kürdan irisi bir çubuk ile patateslerimi tükettikten sonra “mecburen” hamburgere ellerimle daldım.  

Diğer konu, hamburger köftesinin ekmekten küçük oluşu. Yemeğinizin bir yerinde sadece kuru ekmeğe kalıyorsunuz, benden uyarması. Köftenin ebatlarını kullandıkları ekmeğe göre yapsalar güzel olurdu.


Son konu, her ne kadar uyarmış olsalar da herkes yemeğini lüp lüp yutmuyor. 20 dakikalık yeme sürecinde doğal olarak et üşüyor. Ama güzel tarafı et yağlı olmadığı için ( kızartma değil, ızgara olarak pişiriliyor) üzerinde donuk yağ katmanı oluşmuyor.
Ama ekmek için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Zaten ocak üzerinde kızartıldığı için suyunu yitiren ekmek kısa sürede iyice kuruyor. Son lokmalarınızı bayat ekmek ısırıyormuş hissiyle bitiriyorsunuz. Ona bir çare bulurlar belki.
Hamburger ufak boy olsa da kendimi doymuş olarak Galip Dede’nin Arnavut taşı döşeli yoluna atıyorum.
Peki bir daha gelir miyim?
Gelirim. Diğer menüleri merak ediyorum.

YAZAN-YİYEN: TEOMAN KOZAN 


PANDELİ RESTORAN - EMİNÖNÜ

İstanbul'un en eski restoranlarından birisi de Eminönü Mısır Çarşısında yer alan tarihi Pandeli. Kuruluşu 1901 yılına kadar uzanan ve başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pek çok dünya liderini ağırlayan mekan bir süredir kapalıydı. Tekrar hizmet vermeye başladığını duyunca hemen soluğu orada aldık. Yemeklere geçmeden önce çoğunuzun Türk filmlerinden hatırlayacağı mavi çinilerle kaplı duvarlardan, restorana çıkan merdivenlerden, harika manzaradan ve kristal avizelerden bahsetmeden olmaz. Bu tarihi binada dekorasyon hiç değişmedi ve bunun bile heyecanını duymak yetiyor insana...


Mavi çinilerin etkisinde kalmamak mümkün değil. Menü kapanmadan önceki ile neredeyse aynı ama ufak değişiklikler olmuş. Türk Mutfağının en güzel örneklerinden seçim yapmak da kolay olmuyor. Ben fırında patlıcanlı kuzu kebabı istedim. Etlerin lokum gibi pişmesinin yanında patlıcanlar kızartıldıktan sonra fırınlanmıştı ve yağı hiç rahatsız etmedi. Zaten hem cevizli kaşık salatada hem de yemeklerdeki yağın kalitesi hemen kendini belli ediyor. 


Ispanak püresi ile servis edilen levrek ızgara ise balıkçılarda bile bulamadığım yumuşaklıkta ve lezzetliydi. Ispanak püresinin de yanına çok yakıştığını söylemeliyiz. Bu yemeklerin yanı sıra en çok tercih edilenler Kağıtta pişirilmiş levrek ve Karadeniz hamsili tereyağlı pilav oluyormuş. Ama yaprak ciğer ve patlıcanlı börek ile servis edilen dönerin de muhteşem olduğunu yiyenlerden öğrendim. Menü çok zengin kuzu incikten, tavuk külbastıya kadar uzanan bir çeşitlilik var. 


Tatlı olarak yine geleneksel Türk tatlılarından tercih yapabilirsiniz. Manda kaymağı ile servis edilen Ayva Tatlısı bu tatlıyı yemeyen beni bile cezbetti ve çok beğendim. tarihi dokuda mükemmel servisle bu deneyimi yaşamak istiyorsanız mutlaka gidin derim. Fiyatlar bir tık pahalı gelebilir ama emin olun buna değer. 


KARDEŞLER LOKANTASI- KEMERBURGAZ

Son yıllarda İstanbul'un en popüler lokantalarının başında Kemerburgaz'daki Kardeşler geliyor. Esnaf lokantaları geleneğini devam ettiren lokantada özellikle öğlen 12.00-13.00 arasında yer bulmanız çok zor. Sloganı bile güzel "Burada sınıf farkı yok"... gerçekten de uzun masalarda her sınıftan insan yer bulduğunda yan yana yemek yiyor. Servisi çok hızlı ve garsonlar güler yüzlü. Ben 2-3 sefer gittikten sonra en objektif değerlendirmeyi yapabileceğimi düşündüm. Esnaf lokantası olmasından dolayı değerlendirmeye sulu yemeklerle başlayalım. Buranın en meşhur yemeği kimilerine göre döner kimilerine göre kurufasulye. Fasulye bana göre de çok iyi ama diğer sefer denediğim nohudu da en az onun kadar beğendim. 



Çorba ile başlamak isterseniz çeşit çok ama ben kelle paça tavsiye ederim. Sakatat ile işim olmaz diyenlere ise tavuk suyu çorba öneriyorum. İçinde bol et ve lezzet mükemmel. Bulursanız yani aslında kalmışsa kaçırmamanız gereken lezzet bence fırın makarna. Her ne kadar üstat Milör lapa gibi bulsa da ben her defasında beğenerek yedim. Kuru ve nohudun en önemli yancısı pirinç pilavı da standardın üstünde. Sulu yemekler her gün değişebiliyor ama Çiftlik Kebabı ve İzmir Köfte tercih edebilirsiniz. Ciğer Sarma denemedin henüz ama gözüm kalmadı değil. Arnavut ciğeri 
ise yumuşak ve lezzetli. Buranın en önemli ve en çabuk tükenen yemeklerinden birisi de yaprak dolması. 


Gelelim dönere; Bence İstanbul'da benim klasik ilk 3 sırayı zorlayan (Asım Usta- Bayramoğlu-Şahin Usta) tek yer Kardeşler Lokantası. Tamamen dana etinden yapılan ve marinasyonu çok özel olan döner gerçekten enfes. Döneri isterseniz sade, isterseniz pilav üstü yiyebilirsiniz ama ben ne zaman döner için gitsem tercihim "Kamyoncu Usülü" yemek oluyor. Ne demek? diye soranlara açıklayayım. Aslında basit: Pilav üstü kurufasulye üstüne porsiyon döner... Bir kere deneyin çok beğeneceksiniz. Hem döner mi yesem? Kuru mu yesem? diye tercih yapmak zorunda kalmazsınız. Döner için bile gidilir buraya. 



Yemekten sonra tatlı için yeriniz kaldıysa üç çeşit tatlı sizi bekliyor olacak. Keşkül sevenler (Ben sevmem) buranın keşkülünün üstüne olmadığını bana söylediler. Sütlaç harika tavsiye ederim Kemalpaşa ise şerbeti kıvamında ve lezzetli. Bütün tatlılar üzerinde bolca fındık ile servis ediliyor. 



Fiyatlar mahalle arası esnaf lokantası gibi değil biraz üstünde ama çok da pahalı değil. Yemekten sonra vaktiniz varsa meydandaki tarihi kahvede bir Türk kahvesi içmenizi tavsiye ederim. 


MEŞHUR UNKAPANI PİLAVCISI - FATİH

Nohutlu pilav üstü tavuk milli yemeğimiz olmaya doğru gidiyor. Bu sokak lezzetini en iyi yapanların başında gelen Meşhur Unkapanı Pilavcısı seyyar araba ile başladığı macerasında dükkan açarak farklı bir boyut getirmiş. Her zaman olduğu gibi nam salınca taklitleri de türemiş ama İMÇ'deki dükkan dışında şubelerinin olmadığını hatırlatalım. Diğer seyyar pilavcılar gibi önceleri arabada ve geceleri satış yaparak başlamış. Ajda Pekkan'ın evinde parti verirken kapattığı araba bir şehir efsanesi mi bilinmez ama ilk yıllarında önünde geceleri 20-25 arabalık parklar oluşan ve uzun kuyruklarla dikkat çeken bir yer...



Pilav arabası artan ilgiyle gelen kazançla dükkana dönmüş. İyi de olmuş. Ben uzun bir aradan sonra ilk kez alakasız bir saatte 11.00 civarında gittim. Pilav sabahtan geldiği için demini almış ve kıvamındaydı. Pilavı bu kadar lezzetli yapan bence iki yer var. Birisi burası diğeri de Maslak'ta köprünün altında satış yapan araba. Pilav ve nohut çok lezzetliydi ve üzerine koydukları tavuk miktarına şapka çıkartmak gerekir. Üstelik tavuk eti yavan değil bayağı lezzetliydi. Benim tavuklu pilavda 1 numaram burası. Şubat 2018 itibarıyla tavuklu pilav ve kolaya 11 TL ödedim. 






THE POPULIST - BOMONTİ ADA

1890'da kurulan Bomonti Bira fabrikası ilk defa seri üretim yapma özelliğiyle tarihte önemli bir yere sahip. Fabrikanın ünü o kadar artmış ki bulunduğu bölgeye de adını vermiş. 1940'da Tekel'in almasından sonra 1991 yılında üretime son verilip fabrika adeta kaderine terk edilmiş. 2015 yılında eski bira fabrikasının olduğu yerde hizmete açılan Bomonti Ada bu mirası sürdürmeye çalışıyor. Çölde bir vaha misali şehrin tam göbeğinde yemek, kültür,sanat ve eğlence merkezi olarak nefes almamızı sağlayan harika bir yer oldu. The Populist ise bira geçmişinin mirasını devam ettirmek için açıldı. Mekan harika dizayn edilmiş ve ferah bir bahçe ile ada ile bütünleşmiş. Alışılagelmişin dışında bir atmosfer yarattıklarını iddia ediyorlar ve bence haklılar. 



Burada adeta İstanbul'da olduğunuzu unutacaksınız. Fabrikanın avlusunda çok sayıda mekan var ve giriş tek bir kapıdan güvenlikli olarak yapılıyor. The Populist eski fabrikanın yarattığı bira geleneğine bağlı kalarak çok sayıda değişik birayı tatma şansını tanıyor. Mekan dış bahçe ve içeride 2 kattan oluşuyor ve toplam 1000 metrekare büyüklüğünde. Farklı 3 konsept barı olduğunu da belirtelim. Biralara gelince, her zaman farklı biralar olabiliyor. Bazen 8 bezen 11 çeşit bira bulunuyor. Hazır alınmayan biralar isterseniz 20cc isterseniz de 33 cc olarak servis ediliyor. (14-24 TL)
Altı değişik biranın da tadına bakmak isterseniz 12 cc bardaklarda özel sunumuyla masanıza geliyor (30 TL)



Her zevke göre bira var ama damak tadımız yıllardır ne yazık ki kötü Pilsnerler ile değiştiği için yadırgıyabiliyoruz. Ben en çok Pale Ale'yi beğendim. Vienne Lager ve Kolsch ise gerçekten inanılmaz. Bira demişken sadece el yapımı bira sunmalarını anlıyorum ve saygı duyuyorum ama içinde bulundukları ve mirasını devam ettirdiklerini söyledikleri Bomonti için bir istisna yapıp o birayı da servis edebilirler, benden önermesi... Servis hem çok hızlı hem de biralar hakkında iyi bilgilendirme yapıyorlar. Bira söylenirse masaya tabii ki patates kızartması da gelir. Fesleğenli ve sarımsaklı olanı favorim ama elma dilim ve değişik baharatlı olanı da güzel. Ben ve eşim bira ile tortilla cipsi yemeyi de çok severiz. Tortillalar guacomole ve salsa sosla servis ediliyor. 



Atıştırmalıklar menüsü o kadar cazip geldi ki biz burada gezindik durduk. Çıtır tavuk parçaları acı sosla çok lezzetliydi. İş sosise gelince Türkiye'de pek de istediğimiz gibi sosis yemek zor (Caferağa ve Ayhan Şahenk sosisini klasman dışında bırakıyorum o harika) Tütsülenmiş Dana Frankfurter Sosis masaya ne zaman geldi ne çabuk yendi anlayamadım ama fotoğrafını çekmeye vakit bulamadım. Bu kadar lezzetli sosisi uzun zamandır yemedim. Taş Fırın olması pizetta konusunda ne kadar ciddi düşündüklerini gösteriyor. Biralar peş peşe gelirken sırada pizetta vardı. Arkadaşım Onur önceden methini çok duyduğu Kokoreçli Pizetta sipariş ederken Ebru Peynirli ve rokalı olanı istedi. Kokoreçli olanı tarif etmek zor benim gibi zor kokoreç beğenen birisini bile mest etti. Hamur incecik ve malzeme kaliteli olunca hata yapma şansları da kalmıyor zaten.



Ana yemeğe midemizde boş yer kalmadı. zaten ya atıştırmalıklarda derine dalmamalı ya da sadece onlarla geceyi tamamlamalı. Yan masaya gelen hamburgerler de çok güzel görünüyordu. Biz yemedik ama isteyenler yemeğin ardından tatlı olarak Funnel Cake (Kızartılmış minik parçalı krep hamuru, tarçın ve vanilyalı dondurma) isteyebilirler. The Populist bira sevenler için bir cennet. Keyifli bir akşam için aradığınız ortam ve yemekler de var. Bazı akşamlar ortam DJ ile hareketleniyor daha ne olsun? Biz adam başı 130 TL hesap vererek mekandan memnun şekilde ayrıldık. 



ÖZKANATÇI KARDEŞLER- BÜYÜKDERE

İstanbul'un her yeri farklı lezzetlerle dolu ama Boğaz'da denize sıfır bir konumda hayatımda yediğim en lezzetli Tavuk Kanadı yiyeceğimi söyleseler inanmazdım. Uzun süredir herkesin bildiği ama benim yeni keşfettiğim Özkanatçı Kardeşler bu işin uzmanı. İşin ilginç tarafı gündüz gelen müşterilerin büyük kısmı yakındaki Belgrad Ormanında koşu yaptıktan sonra soluğu burada alıyor. Biz de 6 kilometrelik parkuru aştıktan sonra Büyükdere'de soluğu aldık ve kapıdaki valeye arabamızı verdikten sonra denize sıfır konumdaki masamıza oturduk. Denize sıfır demek ne kadar doğru bilemiyorum çünkü önünde deniz olsa bile kazıklı yol biraz manzarayı bozuyor.



Mekanda alkol de veriliyor ama bu keyfi başka zamana bırakarak hemen siparişlerimizi verdik. Ocağa girmeden bile şişe dizilen kanatlar harika gözüküyordu. Süzme yoğurttan yapılan koyu kıvamlı cacık tam not alırken üzerine anlam veremediğim şekilde yeşillik serpiştirilmiş çoban salata "olsa da olur olmasa da olur" dedirtti. Aman canım o kadar kusur olsun diye önemsemedik çünkü önemli olan kanattı. Burada deniz kenarında yazın püfür püfür esen ferah bir mekanda kanat yapılması ise başlı başına incelenmesi gereken bir konu ama boşverin gitsin...



Kanat mangalda kömür ateşinde piştiği zaman gastronomik olarak bence boyut değiştiriyor. Mangal yapmaya gittiğimizde de kanat gelmesini beklerim hep ama hayatımda buradaki kadar etli kanat görmedim. Özel sosla birlikte ustaca hazırlanmış ve pişirilmiş kanatlar acılı ve acısız olarak servis ediliyor. Biz ikisinden birer porsiyon söyledik. Acılısı öyle yenmeyecek kadar acı değil yerken zorlanmazsınız. Yanında közde pişmiş biber ve domates ile gelen kanatlar gerçekten inanılmaz lezzetliydi. Etli ve içi sulu kalmış kanatları pişirirken de ustalıklarını konuşturmuşlar. Yanında verdikleri sosa batırılmış ekmeği ise yemeden duramadık. Artan ekmekler suda bu anı bekleyen kefallere atılıyor ama ne yazık ki artmadı.



Yemeğin üstüne künefe de yiyebilirsiniz. Biz yürüyüş sonrası tabii ki yemedik ama tadının güzel olduğunu sosyal medyadan öğrendik. Salaş ama temiz bir mekan denizin yanı başında bir yer ve lezzetli bir ürün daha ne olsun. İlk fırsatta rakılı bir sofra için de uğrayacağım. Mekanda fiyatlar normal düzeyde ama merak edenler için Mayıs 2016'daki fiyat listesi aşağıda yer alıyor. 



Özkanatçı Kardeşler kesinlikle tavsiye edeceğim bir lezzet noktası mutlaka gitmelisiniz.

NAMLI BÖREKÇİ - BEŞİKTAŞ

Sabah kahvaltısının vazgeçilmezi hatta tek başına kahvaltının kendisi olan börek hepimizin çok sevdiği ve evde pişirdiği bir yiyecek. Evde yapılan böreğin tadına doyum olmaz ama dışarıda da harika börek yapan yerler var. Beşiktaş'ta 30 yıl oturmama ve evime yürüme mesafesinde olmasına rağmen geç keşfettiğim bir börekçinin namı şu sıralarda aldı yürüdü... Zaten adı "Namlı Börekçi" Yıldızdan Fulya'ya inen yokuş bitip yol düzelince hemen sağ tarafta yer alan Namlı Börekçi yol seviyesinin altında kalıyor ve tabelası çok küçük. Ama siz önünde park eden arabalardan ve camı açarsanız gelen kokudan yerini kolayca bulabilirsiniz. 



Küçücük dükkanın önünde güzel havalar için bir banko var. İçeride de 4-5 masa hepsi bu. Müdavimleri burada yer bulamazsa paket alıp götürüyorlar. Burayı bilenler ve böreğini yiyenler gerçekten çok şanslı. 1950 yılında Börek arabası ile başladıkları meslekte sonra bu dükkana geçmişler. Her sabah 06.30'da dükkanı açıyorlar saat 12.30 gibi de kapanıyor. Gerçi ben 11.00'de gidip son böreği kaçırdığım zamanlar da oldu. Ünü arttıkça böreğin daha erken bitmesi kaçınılmaz oluyor. Burada kurulduğundan beri aynı formülle hazırlanan böreğin tadı hiç değişmiyor. Malzeme kalitesinden mi, hamurundan mı bilemiyorum bu böreğin tadı ve çıtırlığını başka yerde bulamıyorum. 



Burada dört çeşit börek servis ediliyor: Sade, Peynirli, Kıymalı ve Ispanaklı... Sade böreğin üstüne pudra şekeri ekleyerek yemek çok keyifli oluyor ama benim favorilerim peynirli ve ıspanaklı olanları. Peynirli Börek sabah kahvaltısı içim yanında çay ile ideal. Ispanaklı tam kıvamında ve lezzetli. Kıymalı börek en fazla sattıkları çeşit ama benim için 3. sırada yer alır. Bu böreğin doğasında var bolca soğan koyuyorlar, Namlı bu konuda diğerleri kadar insafsız olmasa da kıymalıdaki soğan herkesin damak tadına göre olmuyor. Yine de hakkını yemeyelim burada içinde bolca kıyma var. 



İçecek olarak çay,ayran ve meşrubat var. İster oturun orda yiyin ister paket alıp evde,ofiste yiyin ama bu böreği mutlaka deneyin. Fiyatlar uygun ama elinizi çabuk tutmazsanız börek bitiyor ona göre. İşini hakkıyla yapan bütün mekanlara olan saygım büyük. 65 yıllık börekçi bunlardan birisi. 

DOĞAN (GÜVEÇCİ) - KAPALIÇARŞI

İstanbul'un en güzel noktalarından birisi de Kapalıçarşı. Turistlerin bizden daha fazla değerini bildiği bu mimari harikasında zaman zaman gezmek gerekiyor. Ben de geçenlerde arkadaşım Rıfat'ı ziyaret için oradaydım. "Siteye yazacağım bir yere gidelim" dediğimde onların kısaca "Güveçci" dediği Doğan Kebap'ı önerdi. Yine çarşıda esnaflık yapan arkadaşımız Atilla'yı da alıp kısa bir turdan sonra masaya oturduk. Burası çarşının içinde bilenlerin vazgeçemediği bilmeyenlerin ise çok şey kaçırdığı bir restoran. Burayı internette falan bulamazsınız. Masalar salaş, taburelere oturuyorsunuz ama lezzet inanılmaz. Masaya oturunca sıcak bir karşılama ve sipariş alma faslından sonra hızlı bir servis yapılıyor. 



Buranın spesyali güveç. Dev bir güveçte saatlerce pişen sebze ve etleri düşünün lezzeti siz hesap edin. Mardin'li ustalarımız güveçte adeta yeni bir sayfa açmışlar. Patlıcan ve diğer sebzeler kullandıkları salça ve baharatla başka bir lezzet kazanmış ama asıl güzel olan çatalı vurunca dağılan yumuşacık etler. Güveç tam anlamıyla bir lezzet patlaması yaratıyor. Acısı da çok dozunda ayarlanmış ve acı seven sevmeyen herkese göre orta kararda... Güveçle başladık ama burada ocakbaşında pişen etler ve kebaplar da var. 



İsteğinize göre Adana, Kuzu Şiş ve Tavuk Şiş yiyebilirsiniz. Ben tavuk dışındakilerin tadına baktım ama ona geçmeden masaya gelen bulgur pilavının ve sıcacık tırnak pidelerin hakını vermek gerek. Plastik taburede otursanız da çarşının içindeki havayı soluyarak yemeğinizi yemek ayrı bir keyif veriyor. Adana o kadar iyi hazırlanmıştı ki inanamadım. Üst düzey pahalı bir kebapçıda bile bu kadar lezzetlisini zor bulursunuz. Kuzu şiş ise terbiyesinden dolayı yumuşacık ve ağızda dağılıyordu. 



Eti işlemeyi bilmek ayrı bir sanat, kebap çekmek apayrı bir mesele bunu iyi başardıkları için dükkan doluyor taşıyor. Bilenler burada yemek için sabırsızlanıyor. Kendinize hakim olamazsanız bayağı bir yersiniz afiyet olsun ama yine de dikkat. Etlerin içinde kullanılan baharat ve yağ çok önemli. Yedikten sonra midenizde yanma yapmaması gerekiyor. Ben o gün bayağı yedim ama ne şişkinlik ne yanma yapmadı işte önemli olan bu zaten. Adının ne olduğunu öğrenmek için ufak bir Doğan yazısını bulmam gerekti. 



Kapalıçarşı gezisi yaparsanız öğle yemeği için ne yapın edin burasını bulun. Fiyatlar normal, hizmet güzel yemekler lezzetli. Ben güveci ilk sıraya koyduktan sonra kebapları da tavsiye ederim. Yemeğin üstüne tatlı isterseniz kadayıf bulunuyor. Çok övemem ama fena değildi. Bu yemeğin ardından söylemesi ayıptır Kapalıçarşı yönetim kurulunda olan Atilla'nın sayesinde çatıya da çıktık. Çatıdan manzara inanılmazdı. Çarşı içinde kolay bulmanız için Terlikçiler sokağında yer alıyor.


FORNO - BALAT

Doğma büyüme İstanbullu olmama rağmen şehrin gizli kalmış güzelliklerle dolu pek çok noktasına gitmediğimi düşündüm ve boş zamanlarımda (tabii ki olursa) bu semtleri gezmeye karar verdim. Ebru'nun ısrarlarıyla ilk durağımız Balat-Fener oldu. Özellikle son yıllarda düzenlenen turlarla adından söz ettiren İstanbul'un en eski semtlerinden olan Balat ve Fener hem çok sayıda tarihi yapıyı barındırması hem de evlerin güzelliğiyle her noktası görülecek bir yer. Zaten diziler sağolsun burada o kadar çekim yapmışlar ki semti dolaşırken "Aaa şu evde Şeref Meselesi çekildi" "Bu evde bir dizi vardı adı neydi" gibi sorularla uğraşıyorsunuz. Benim en çok etkilendiğim bina kırmızı taşlardan yapılan ve tepede adeta bir şato gibi duran Fener Rum Lisesi oldu. 


Balat ve Fener gezmekle bitmez ama insan yürüyünce acıkıyor. Biz de daha önce methini çok duyduğumuz Forno'yu bulup oturuyoruz. Yeri çok kolay Patrikhane'den devam edin ara sokakta zaten her yerde sizi yönlendiren tabelaları var. Sokak arasında ama dekorasyonu o kadar şık ki sizi hemen etkiliyor. Ortada aile yemeği havası veren devasa tahta masa ve etrafında şirin açık bir mutfak, bir köşede de fırın... Yona Grunberg buranın hem sahibi hem şefi... Her köşesinden kalite kokan mekanda menü basit. Tahtada yazanlara bakıp tercihinizi yapabilirsiniz. 


Biz gittiğimizde çorba yoktu ama çok güzel olduğunu duydum. Önceden çok methedilen lahmacun ile başladık. Lahmacunun hamuru o kadar hafif ve ince ki midede şişkinlik yapmıyor. Hamur güzel ama içi bir başka... Kullanılan kıymanın kalitesi belli oluyor, soğan kararında kullanılmış yani tadında baskınlık yaratmıyor. Böyle olunca mükemmel bir lahmacun ortaya çıkıyor. Yağsız ve sağlıklı. En güzel lahmacunun gazlı fırında yapıldığını düşünenlerin sayısı bir hayli fazla. Burada da kullanılıyor. Taş Fırın da da güzel olur ama ben bunu tercih ediyorum. Buraya sadece bu lahmacun için bile gelinir. 


Lahmacun tadımından sonra pide istedik. Yona Hanım özel bir kavurmaları olduğundan bahsederek kavurmalı pide önerdi ama Ebru kavurma istemediği için yarısı kavurmalı yarısı kaşar ve sebzeli bir pide sipariş ettik. Yarısı yararlı yarısı zararlı pide buna derler işte... Pide hamuru yine güzeldi, kavurma çok yağlı olmadığı gibi döner gibiydi ve çok beğendim. Sebzeli tarafında ise kaliteli br kaşar ve ızgara sebzeler vardı. Burada önemli olan orta sınıf kebapçılarda olduğu gibi yağ boca edilmemesi. Kesinlikle midede yanma yapmıyor ve şişkinlik de olmuyor. Pizzalar ise aynı hamur ve aynı malzemelerle hazırlanıyor ve tercih ederseniz pişman olmazsınız. Fazla çeşit yok ama yeterli ızgara sebzeli, margherita ve karışık, daha ne olsun?


Bir insan işini severek yaparsa ortaya kötü bir iş çıkmasına imkan yok. Kısa sohbetimizde Yona Hanımın işine ne kadar bağlı olduğunu anladım. Burada Pazar günleri açık büfe kahvaltı servis ediliyor. En kısa zamanda kahvaltı için de gelerek yazıya ekleyeceğim. Ama her malzemenin en iyisini yerinden getirdiklerini biliyorum. Ortadaki dev masada açık büfe kahvaltı ve harika yumurtalarla bir kahvaltı. Unutmadan burada yapılan kruvasan bir başka. Biz o gün ikram edilen kruvasana bayıldık. Kahvaltıda bunun gibi başka sürpriz hamur işi lezzetleri de servis ediliyor. 


Kendinizi evinizde hissettiren Forno'da makul fiyatlara yiyebilirsiniz. Sıcak bir ortamda keyifli bir kahvaltı ve yemek için tavsiye ederim. Buraya gelirken Balat-Fener yürüyüş turunu planlayın ve öğle yemeği için Forno'da mola verin derim. Mekan ufak özellikle tatil günlerinde rezervasyon yapmanızda fayda var..


ÇINARALTI UYKULUK - SÜTLÜCE

İstanbul'da uykuluk yemek için gidilecek ilk adres her zaman Sütlüce olmuştur. Eskiden burada mezbaha olduğundan en taze sakatat ürünleri de yakındaki dükkanlara dağıtılırmış. O günlerde kurulan pek çok işletme bugün de başta uykuluk olmak üzere sakatat satmaya devam ediyor. Bu bölgede akşam karanlığı çökünce uykuluk yemek isterseniz öncelikle yol kenarındaki seyyar arabaları tavsiye ederim. Hemen alıp devam etmek için ideal ama oturmak hatta yanına iki kadeh içmek isterseniz size önereceğim yer Çınaraltı Uykuluk olacak. İçerisi ferah sayılmaz ama düzenli. Servis elemanları işini biliyor ve hızlı bir şekilde masanızı donatıyor. 



Uykuluk öyle herkesin seveceği bir lezzet değil ama seven de kolay kolay vazgeçemez. Yağ olayından dolayı sık yemek doğru değil ama arada güzel oluyor bu meret... Çınaraltı'na gidip uykuluk yemek istemeyenlere mezeler, köfte ve tavuk da servis ediliyor. Masaya oturunca piyaz ya da ufak bir salata hemen geliyor. Çınaraltı uykuluğu hakkını vererek hazırlıyor ve tam sevdiğim gibi servis ediyor. Mezeler her meyhanede hazırlanan seviyede. Özel bir meze öneremiyorum ama hepsi güzel gözüküyor. Ben buraya sadece uykuluk için gittiğim için meze kısmını kısa geçiyorum. Uykuluk henüz sütten kesilmemiş kuzu ve dananın gerdan, yürek, ciğer ya da bağırsak gibi yerlerinden çıkar ve bir hayvanda ortalama 80-100 gram kadar bulunur. Gerdan uykulukunun lezzeti iyidir, yürek uykuluğunun tadı kalkan balığına benzer ve tadı biraz daha iyidir, ciğer uykuluğu sinirli olur. En lezzetlisi bağırsaktan çıkan fındık uykuluktur. Fındık uykuluk sadece küçükbaş hayvanlarda bulunur.



Bu lezzete dur demek mümkün değil. Ama Çınaraltı uykuluğu değişik çeşitlerde yapıyor. Buranın özelliği de bu. Benim favorim sacda hazırlanan uykuluk. Saç Kavurma gibi pişirilen bu lezzet domates ve biberle beraber hazırlanıyor. Bana sorarsanız soğanı biraz daha bol tutabilirler daha lezzetli olur. Ayrıca Güveçte Uykuluk çok farklı bir tat yaratmış. Bunu da denemelisiniz. Bu arayışlara "hayır" diyenlerdenseniz klasik uykuluk sipariş edin. Ayrıca sevenler için beyin salatası da gayet başarılı.



Lezzetli bir uykuluk yemek istiyorsanız tavsiyem özellikle mart, nisan ve mayıs aylarında yemeniz. Nedeni; büyükbaş ve küçükbaş hayvanların doğurma aylarıdır. Kuzu ya da Dana sütten kesilmeden önce uykuluk bölümleri alınması gerekir yoksa Sütten kesildikten sonra uykuluk bölümleri giderek küçülerek ete dönüşür ve yok olur.İster içkili ister içkisiz burada uykuluk yenir. Güzel bir sofra ve Haliç manzarası eşliğinde sohbet daha ne olsun. 



Tatlı için seçenekler fazla. Fırında sütlaç ve künefe tavsiye edebilirim. Fiyatlar uygun eğer sakatat seviyorsanız mutlaka deneyin derim. Otoparkı var, yazın dışarı atılan masalarda açık havada da keyif yapabilirsiniz. 


Adres: Sütlüce Mahallesi,  İmrahor Caddesi No:72, Halıcıoğlu – İstanbul
Telefon: (0212) 210 35 14 

DEMETİ MEYHANE - CİHANGİR

Cihangir çevresinde son dönemde meyhaneler artmaya başladı. Daha önce denediğim 3-4 mekandan sadece Hayat geçer not almayı başarmıştı ama Demeti'nin ününü de duymuştum. Geçtiğimiz günlerde yaş günü kutlamasında gitme fırsatını buldum. Mekanın harika bir manzarası var ama puslu kış akşamında içeriden çok belli olmuyor. Yazın dışarıda yer kapabilirseniz gündüz rakısı için ideal duruyor. İçerisi son derece zevkli döşenmiş. Antika mobilyalar ve nostaljik tablo ve fotoğraflar ile ortam son derece sıcak duruyor. Buraya apartmanın içinden girmeniz gerekiyor. İki bölüm var, sokağa bakan kısım ve denize bakan kısım. 


Sahibi olan Demet Hanım adını verdiği restoranda bizzat yemekleri kendisi hazırlıyor ve her detayla yakından ilgileniyor. Burada fiks menü uygulaması da var. Limitsiz içki ile adam başı 125 Limitli (2 duble) ile 95 TL ve servis içinde. 6-7 çeşit meze, ara sıcaklar ve ana yemek ile tatlı buna dahil. Masaya oturunca hızlı ve iyi bir servis olduğunu görüyorsunuz. İçeride Türk sanat müziği çalıyor. İlk geçer notu peynirden alıyorlar. Beyaz peyniri çok kaliteli ama yanına getirecekleri kavunu hem biz hem onlar unutuyoruz. Neyse o kadar olur diyelim ve mezelere geçelim. Ortaya gelen mezelerin hepsi güzeldi. Barbunya pilaki, Zeytin mezesi, Acılı ezme, Acı çok acı olan Bomba... Ama ben en çok Levrek Marine ve Karışık Kızartmayı beğendim. Kullandıkları malzemede ucuza kaçmadıkları ve iyi bir yağ kullandıkları belli...


Mezeler güzel olunca insan keyifleniyor. Benim geceyle ilgili tek şikayetim servisin çok hızlı yapılması. Rakı masasında uzun oturulur ve sohbetle ağır ağır içilir ama daha mezeler bitmeden ara sıcakların tamamı 10 dakika içinde masaya konuyor. Biraz daha ağırdan alınabilir. Neyse sigara böreği çok güzeldi ve çıtır çıtır yendi. Kalamar İstanbul'un her yerinde olduğu gibi dondurulmuş kalamardan kızartıldığı için fark göremedim. Ben sevmiyorum ama yeniyor işte... 


Sırada Karides Güveç var. Bu da diğer meyhanelerden çok farklı değil, ama Demeti'de üzerine hazırlanan sosta kullanılan domatesin tadı mükemmel olduğu için takdir etmek gerek. Ayrıca gerçek tereyağı kullanıldığı belli oluyor ve ekmeği bandırınca bu lezzeti alabiliyorsunuz. Ben meyhanelerde en önemli detayın mezede olduğunu düşünürüm. Bu nedenle sadece masaya gelenlere değil tezgahta duranlara da baktım hatta tatma şansı buldum. Demeti'nin en önemli özelliği mezelerde yakaladığı lezzet. Burada sadece meze ve rakı ile bir gece geçirebilirsiniz. 


Ana yemek olarak istavrit ya da hamsi ve köfte fiks menü içinde yer alıyormuş. Biz mezelerle zaten doymuştuk ama bunları da söyledik. Fiks almazsanız başka balık ve et çeşitleri de mevcut. Ama dediğim gibi burada balık yemek yerine mezelerden 2 tane daha fazla almak daha mantıklı olacaktır. Yemeğin sonunda dondurmalı irmik gayet başarılıydı. Unutmadan masada şarap içen hanımlara sunulan kırmızı şarap gayet iyiydi. 



Özetle; Demeti denince aklıma harika mezeler ve manzara gelecek. Benim ve dostlarımın çıtası Asmalı Cavit yüzünden bayağı yukarıda olduğu için kolay memnun kalmıyoruz. Asmalı Cavit'i kategori dışında tutarsak diğerlerine haksızlık yapmamış oluruz. Bu durumda Demeti size tavsiye edeceğim bir meyhane olarak karşımıza çıkıyor. Ben de hava güzel olduğunda balkonda harika manzarada sadece meze ile bir kez daha geleceğim. 

Şimşirci Sokak 6-1 Cihangir 

0212 244 06 28 

http//www.demeti.com.tr 


MR. SHAKER'S - AYHAN ŞAHENK SPOR SALONU

İstanbul'da yaşayanlar ve salonlarda maç izlemeye gidenler bilir, en güzel sosisli buralarda yenir. Önceki yıllarda Burhan Felek ve Caferağa'da yapılan sosisli sandviçlerin efsane olması da bundandır. Bunların yanında uzun yıllardır efsane olmuş ve hala aynı lezzeti ve kaliteyi sürdüren bir işletme de Ayhan Şahenk Spor Salonu içindeki büfe yeni adıyla Mr. Shaker's... İsim havalı ama aslında buranın sahibi olan Şakir'in İngilizce versiyonu. Salon ilk açıldığında burada daha fazla maç oynanıyordu ve sık sık gitme şansı buluyorduk hatta haftada 1 gün NTV'deki arkadaşlarla burda biz de iddialı maçlar yapıyorduk. Bir ara ayağımız kesildi ama geçenlerde Darüşşafaka - Telekom maçını anlatmak için tekrar uğradım. 


Duvarda burada sosisli yiyen ünlü basketbolcular ve camianın önde gelen isimlerinin fotoğraflarını görebilirsiniz. Benim de bir köşede yerim var. Burada sosis özel olarak seçilip alınıyor ve salçalı suda haşlandıktan sonra taze ekmeğinin içine konularak üzerime Rus salatası, salatalık turşusu ketçap ve mayonez eklenerek hazır hale geliyor. Yıllardır bu işi yaptıklarından artık pişirmenin kıvamını da çok iyi biliyorlar. Sosis kadar Rus Salatası da lezzetli... İsterseniz sandviçe sıcak patates kızartması da ilave ediliyor. Maç öncesi ya da devrede bu sosisli harika gidiyor. 


Bazı maçlarda kulüplerle anlaşarak menü hazırlayarak indirim yapıyorlar. Aslında büfe sürekli olarak açık ve öğrencilere de hizmet veriyor. Burada sadece sosisli satılmıyor, ıslak hamburger ya da değişik sandviçler de bulunuyor. Ama sosisli bir başka. Bana göre yolunuz salona düşerse mutlaka aç gidin ve deneyin. Yanında benim çok beğendiğim limonata iyi gidiyor doğrusu...






Ayhan Şahenk Spor Salonu


Büyükdere Caddesi Derbent Mevkii - Darüşşafaka-Sarıyer

34075 İstanbul