Yayın için 3 günlüğüne gittiğim Bursa'da önceden uğrayamadığım lezzet mekanlarını gezmek istedim. Sabah kahvaltıyı otelde yapmak yerine atladım dolmuşa ve Heykel'de indim. Aşağıya biraz sallanınca Kayhan Çarşısı'nı geçer geçmez sağ tarafta Tarihi Yaşayanlar Börekçisi köşede karşınıza çıkıyor. Bu börekçinin asıl merkezi Mudanya'da... Ama oradaki ufak dükkanda ortaya çıkan lezzet Bursa şubesinde de aynen devam ediyor. 1925 yılında el arabasında başlayan serüven şimdi bilenlerin vazgeçemediği bir lezzet halini almış durumda. 1925'de Bilal Yaşayan ile başlayan sonrasında 1976'da ilk dükkanı açan Kenan Yaşayan ile devam eden börekçide şimdi 3. kuşak çalışıyor.
Burası bir börekçi ve olması gereken çeşitler var. Böreğin güzel olması demek ağızda çıtırdaması anlamına gelir. Kol Böreği isterseniz bu çıtırtıyı duyabiliyorsunuz. Kıymalı börek soğansız olmaz ama çoğu yerde soğanın çok konulması midenizi rahatsız edebiliyor. Burada oran iyi ayarlanmış ve mideyi rahatsız etmiyor. Ispanaklı, peynirli ve kıymalı kol böreği isteyebilirsiniz. Ayrıca su böreği de bulunuyor. Ben en çok Su Böreğini beğendim. Çok hafif ve tereyağı tadını alabiliyorsunuz. Deneme yapmak için az az ıspanaklı ve kıymalı kol böreği ile su böreği istedim. Yanında da demli bir "Duble Çay" daha ne olsun...
Bursa'da sabah kahvaltı için börekçiye giderseniz mutlaka sıcak süt bulunuyor. Benim sütle olan ilişkim 7 yaşında sona erdiğinden çay ile yetindim ama ocakta tencere içinde sıcak suda şişeyle ısınan süt güzel olabilir. Peynirli kol böreğini ise bambaşka bir amaç için sakladım. Beğenerek okuduğum blogger Oburcan'ın tavsiyesine uyarak peynirli böreği üzerine pudra şekeri ekerek yedim. Daha çok Kürt Böreği denilen sade börek üzerinde pudra şekeri iyi olur ama bu denemede ortaya çıka sonuç bence mükemmel oldu. Adeta yemeğin sonunda tatlı niyetine iyi gitti. İsteyenlere taze yapım poğaça ve açma da var.
Fiyatlar uygun ürünler lezzetli, kahvaltı için iyi bir tercih. Dükkanda resim çekerken sohbet ettiğimizde yan tarafta boş bir dükkan olduğunu ve oraya fast-food döner ve burger yapacaklarını söylediler. Bu haber hoşuma gitmedi çünkü ürün yelpazesini genişletmek neyse ama bambaşka bir konsepte yönelmek bazen istenmeyen sonuçları da beraberinde getirebilir. Hayırlısı olsun diyelim.
NAMLI BÖREKÇİ - BEŞİKTAŞ
Sabah kahvaltısının vazgeçilmezi hatta tek başına kahvaltının kendisi olan börek hepimizin çok sevdiği ve evde pişirdiği bir yiyecek. Evde yapılan böreğin tadına doyum olmaz ama dışarıda da harika börek yapan yerler var. Beşiktaş'ta 30 yıl oturmama ve evime yürüme mesafesinde olmasına rağmen geç keşfettiğim bir börekçinin namı şu sıralarda aldı yürüdü... Zaten adı "Namlı Börekçi" Yıldızdan Fulya'ya inen yokuş bitip yol düzelince hemen sağ tarafta yer alan Namlı Börekçi yol seviyesinin altında kalıyor ve tabelası çok küçük. Ama siz önünde park eden arabalardan ve camı açarsanız gelen kokudan yerini kolayca bulabilirsiniz.
Küçücük dükkanın önünde güzel havalar için bir banko var. İçeride de 4-5 masa hepsi bu. Müdavimleri burada yer bulamazsa paket alıp götürüyorlar. Burayı bilenler ve böreğini yiyenler gerçekten çok şanslı. 1950 yılında Börek arabası ile başladıkları meslekte sonra bu dükkana geçmişler. Her sabah 06.30'da dükkanı açıyorlar saat 12.30 gibi de kapanıyor. Gerçi ben 11.00'de gidip son böreği kaçırdığım zamanlar da oldu. Ünü arttıkça böreğin daha erken bitmesi kaçınılmaz oluyor. Burada kurulduğundan beri aynı formülle hazırlanan böreğin tadı hiç değişmiyor. Malzeme kalitesinden mi, hamurundan mı bilemiyorum bu böreğin tadı ve çıtırlığını başka yerde bulamıyorum.
Burada dört çeşit börek servis ediliyor: Sade, Peynirli, Kıymalı ve Ispanaklı... Sade böreğin üstüne pudra şekeri ekleyerek yemek çok keyifli oluyor ama benim favorilerim peynirli ve ıspanaklı olanları. Peynirli Börek sabah kahvaltısı içim yanında çay ile ideal. Ispanaklı tam kıvamında ve lezzetli. Kıymalı börek en fazla sattıkları çeşit ama benim için 3. sırada yer alır. Bu böreğin doğasında var bolca soğan koyuyorlar, Namlı bu konuda diğerleri kadar insafsız olmasa da kıymalıdaki soğan herkesin damak tadına göre olmuyor. Yine de hakkını yemeyelim burada içinde bolca kıyma var.
İçecek olarak çay,ayran ve meşrubat var. İster oturun orda yiyin ister paket alıp evde,ofiste yiyin ama bu böreği mutlaka deneyin. Fiyatlar uygun ama elinizi çabuk tutmazsanız börek bitiyor ona göre. İşini hakkıyla yapan bütün mekanlara olan saygım büyük. 65 yıllık börekçi bunlardan birisi.
Küçücük dükkanın önünde güzel havalar için bir banko var. İçeride de 4-5 masa hepsi bu. Müdavimleri burada yer bulamazsa paket alıp götürüyorlar. Burayı bilenler ve böreğini yiyenler gerçekten çok şanslı. 1950 yılında Börek arabası ile başladıkları meslekte sonra bu dükkana geçmişler. Her sabah 06.30'da dükkanı açıyorlar saat 12.30 gibi de kapanıyor. Gerçi ben 11.00'de gidip son böreği kaçırdığım zamanlar da oldu. Ünü arttıkça böreğin daha erken bitmesi kaçınılmaz oluyor. Burada kurulduğundan beri aynı formülle hazırlanan böreğin tadı hiç değişmiyor. Malzeme kalitesinden mi, hamurundan mı bilemiyorum bu böreğin tadı ve çıtırlığını başka yerde bulamıyorum.
Burada dört çeşit börek servis ediliyor: Sade, Peynirli, Kıymalı ve Ispanaklı... Sade böreğin üstüne pudra şekeri ekleyerek yemek çok keyifli oluyor ama benim favorilerim peynirli ve ıspanaklı olanları. Peynirli Börek sabah kahvaltısı içim yanında çay ile ideal. Ispanaklı tam kıvamında ve lezzetli. Kıymalı börek en fazla sattıkları çeşit ama benim için 3. sırada yer alır. Bu böreğin doğasında var bolca soğan koyuyorlar, Namlı bu konuda diğerleri kadar insafsız olmasa da kıymalıdaki soğan herkesin damak tadına göre olmuyor. Yine de hakkını yemeyelim burada içinde bolca kıyma var.
İçecek olarak çay,ayran ve meşrubat var. İster oturun orda yiyin ister paket alıp evde,ofiste yiyin ama bu böreği mutlaka deneyin. Fiyatlar uygun ama elinizi çabuk tutmazsanız börek bitiyor ona göre. İşini hakkıyla yapan bütün mekanlara olan saygım büyük. 65 yıllık börekçi bunlardan birisi.
AYNA - CUNDA
Cunda son dönemin en popüler tatil mekanlarından. Tam 40 yıldır Ayvalık'a her yaz giden birisi olarak son yıllarda Cunda'nın bu kalabalığı nasıl taşıyabildiğine hayret ediyorum. Adada sahildeki restoranların geriye taşınmasından sonra hava tamamen değişti. Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında sahil bölümü kalabalıktan yürünemez halde. Kalabalıktan ve tatilcilerden biraz uzaklaşıp güzel bir yemek için Cunda'nın arka sokaklarına girmelisiniz. Çok da uzağa gitmeye gerek yok, meşhur Taş Kahve'nin arka sokağında tam karşısında çölde bir vaha misali Ayna sizleri bekliyor. Balık restoranlarından farklı, şık bir mekan arıyorsanız burası tam da size göre. Ayrıca mutfakta da harikalar yaratıyorlar. Tabeleda aynen şöyle yazıyor "Ayna - Yeme-İçme-Oturma Yeri" ...
Ayna adını duvardaki dev aynalardan alıyor ve eski bir Rum evinin mükemmel dekorasyonla birleşmesinden ortaya son derece zevkli bir mekan çıkmış. Burada menüde çok fazla seçenek yok aslında az da değil. Menüdeki klasik lezzetlerin yanında mevsimine ve malzemenin tazeliğine göre farklı seçenekler de bulabilirsiniz. Başlangıçlar arasında favorilerim beş ayrı zeytinyağlı çeşidinin olduğu (kabak çiçeği dolması da var) zeytinyağlı tabağı (30 TL) ve kiremitte domates soslu peynir (20 TL). Ayrıca Limonda pişmiş soğuk balık (27 TL) ve Buzlu Kaşık Salatası (20 TL) çok farklı lezzetler. Peynir tabakları da adanın harika peynirlerinden oluşuyor (K20 B35 TL)
Burada mideniz kadar gözünüz de doyuyor. Servis tam adanın ruhuna göre çok hızlı ve seri değil ama özenli. Zaten burada oturup yiyecekseniz hızla ve acele ile işiniz olmamalı. Şarap fiyatları bu kalitede bir yer için normal ama seçimleri gayet başarılı. Ana yemeklere geçersek. Ben o akşam Karides ve Rokalı el yapımı makarna (29 TL) istedim. Sarımsaktan kaçmamışlardı ve lezzeti harikaydı. Sanıyorum kullandıkları karides donmuş değil yerli karidesti. Ebru ise Deniz ürünleri güveç (34 TL) istedi. Güveç kabı yerine istiridye şeklinde bir tabakta sunum yapmak çok iyi bir fikirdi. İçine kalamar, karides, sübye ve midye vardı, malzemeden de kaçmamışlar doğrusu.
Benim favorilerim arasında Asma Yaprağında Sardalya (29 TL) ve Şımarık Pilav (35 TL) de var. Sunumların son derece yaratıcı olması kadar bütün yemeklerin lezzeti ve detayları da bir o kadar güzel. Burada sadece doğal tereyağı ve Ayvalık zeytinyağı kullanılıyor. Yerel malzemeler kullanma ilkelerini sevdim, ayrıca sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek de çok önemli. İnternet sitelerinde yazdıklarına göre sağlığa zararlı hiçbir paket ürün kullanmıyorlar. Enginar mevsimine denk gelirseniz dolmasını sakın kaçırmayın derim.
Cevizli Erişte (29 TL) için bu kadar para ödenir mi demeyin, yedikten sonra hak vereceksiniz. Tatlı menüsü de insanı baştan çıkartacak kadar güzel. Genelde bu tip gurme restoranlarda yemeklerde başarılı olan şef tatlıda aynı yıldızı alamaz. Ama Ayna'da tatlılar adeta eğitimini pasta ve tatlı üstüne yapmış bir şefin elinden çıkmış. Kimbilir belki de öyledir, ben gittiğim bütün restoranlarda siteyi ve kendimi tanıtmadan yer içer sonra parasını öderim. Sonra beğenirsem burada sizlerle paylaşırım. Bu nedenle yazılanlara güvenebilirsiniz. Davetle gidilen yerlerde kötü yazmak olmaz bu nedenle uzak duruyorum. Neyse limonlu cheescake (18 TL) sevmeyen birisi olarak bayıldım. İçinde lavanta da vardı. Menüde yok ama o gün güzel limon gelince dayanamayıp yapmışlar. Affogato yani Vanilyalı puding,biscotti, esspresso ve dondurma favorim. Adanın olmazsa olmazı sakızlı muhallebi ise sakızlı dondurma (12 TL) ile bardakta servis ediliyor.
Burada kahvaltı keyfi de yapabilirsiniz. Reçeller ve Ada Tulumu nefis, domates,salatalık ve biber bol (35 TL)... Ayna yazının başında dediğim gibi adeta çölde bir vaha.. 12 ay açık ve mevsim dışında gitmek inanın daha keyifli. Sadece Pazartesi günleri dinleniyorlar. Fiyatlar ucuz değil ama hep söylediğim gibi kalite için biraz elinizi cebinize atmanız gerekir.
MUHARREM USTA DÖNER - TRABZON
Türkiye'nin her yerinde lezzetli dönerin peşinde koştuğumu artık biliyorsunuz. Bu sezon sık sık gitme şansı bulduğum Trabzon'da uzun süredir adını duyduğum Muharrem Usta'ya nihayet gittim ve dönerin tadına baktım. Trabzon'un tam kalbinde Maraş Caddesi üzerinde Trabzonspor Müzesine bitişik küçük dükkanın bir de masa atılan bahçesi var. Burada dönerin yanında sulu yemekler de servis ediliyor. Ayrıca sabah saatlerinde kuymak da yiyebilirsiniz. Ama asıl uzmanlık alanlar döner ve döneri de pilav üstü olarak yemek daha güzel oluyor. Özellikle öğle saatlerinde giderseniz sıra beklemek zorunda kalabilir belki de servis biraz gecikebilir ama yediğiniz döner buna değecektir.
Dönerin içinde sadece dana eti kullanılıyor, ustaya "Biraz da kuzu eti olsa daha lezzetli olmaz mı" diye sorduğumda halkın büyük bölümünün o zaman döneri yağlı bulduğunu söylüyor. Dana eti çok iyi işlenerek yağlı döner sevmeyenler için harika bir lezzete bürünüyor. Döneri yediğiniz zaman etin kalitesini hemen fark ediyorsunuz. Trabzon'da döneri porsiyon olarak değil gramla satıyorlar. 100 gr. 1 porsiyona denk geliyor. Size 100-150-200 gram mı yiyeceğinizi soruyorlar. Burada pilav da tereyağda yapıldığı için lezzetli ve döneri az pilav üstü olarak yemek bana daha güzel geldi. İsterseniz sade de söyleyebilirsiniz. Masaya domates,salatalık ve biber söğüş de geliyor. Ayrıca pideleri de çok lezzetli.
Döner çok güzel ve 100 gr. kesinlikle yetmiyor. Sulu yemekleri denemedim ama yazılanlara bakınca beğeni düzeyinin yüksek olduğunu gördüm. Açık ayranları da tam kıvamında ve kaliteli. Yemeğin ardından tatlı olarak çeşit fazla. Kadayıf ya da baklava tercih edebilirsiniz ama ben buraya özel hazırlanan sütlü muhallebi tarzındaki hafif tatlıları en güzeli. Üstünde bolca fındıkla yemeğin üstüne çok iyi gidiyor.
Muharrem Usta 3 nesildir bu işi sürdürüyor ve kalitesinden ödün vermeden doğru çizgide ilerliyor. 1940 yılından beri hizmet veren lokantada fiyatlar yerel bazda biraz pahalı ama bize göre normal. Trabzon'un en iyi dönerini tavsiye ederim.
Dönerin içinde sadece dana eti kullanılıyor, ustaya "Biraz da kuzu eti olsa daha lezzetli olmaz mı" diye sorduğumda halkın büyük bölümünün o zaman döneri yağlı bulduğunu söylüyor. Dana eti çok iyi işlenerek yağlı döner sevmeyenler için harika bir lezzete bürünüyor. Döneri yediğiniz zaman etin kalitesini hemen fark ediyorsunuz. Trabzon'da döneri porsiyon olarak değil gramla satıyorlar. 100 gr. 1 porsiyona denk geliyor. Size 100-150-200 gram mı yiyeceğinizi soruyorlar. Burada pilav da tereyağda yapıldığı için lezzetli ve döneri az pilav üstü olarak yemek bana daha güzel geldi. İsterseniz sade de söyleyebilirsiniz. Masaya domates,salatalık ve biber söğüş de geliyor. Ayrıca pideleri de çok lezzetli.
Döner çok güzel ve 100 gr. kesinlikle yetmiyor. Sulu yemekleri denemedim ama yazılanlara bakınca beğeni düzeyinin yüksek olduğunu gördüm. Açık ayranları da tam kıvamında ve kaliteli. Yemeğin ardından tatlı olarak çeşit fazla. Kadayıf ya da baklava tercih edebilirsiniz ama ben buraya özel hazırlanan sütlü muhallebi tarzındaki hafif tatlıları en güzeli. Üstünde bolca fındıkla yemeğin üstüne çok iyi gidiyor.
Muharrem Usta 3 nesildir bu işi sürdürüyor ve kalitesinden ödün vermeden doğru çizgide ilerliyor. 1940 yılından beri hizmet veren lokantada fiyatlar yerel bazda biraz pahalı ama bize göre normal. Trabzon'un en iyi dönerini tavsiye ederim.
DOĞAN (GÜVEÇCİ) - KAPALIÇARŞI
İstanbul'un en güzel noktalarından birisi de Kapalıçarşı. Turistlerin bizden daha fazla değerini bildiği bu mimari harikasında zaman zaman gezmek gerekiyor. Ben de geçenlerde arkadaşım Rıfat'ı ziyaret için oradaydım. "Siteye yazacağım bir yere gidelim" dediğimde onların kısaca "Güveçci" dediği Doğan Kebap'ı önerdi. Yine çarşıda esnaflık yapan arkadaşımız Atilla'yı da alıp kısa bir turdan sonra masaya oturduk. Burası çarşının içinde bilenlerin vazgeçemediği bilmeyenlerin ise çok şey kaçırdığı bir restoran. Burayı internette falan bulamazsınız. Masalar salaş, taburelere oturuyorsunuz ama lezzet inanılmaz. Masaya oturunca sıcak bir karşılama ve sipariş alma faslından sonra hızlı bir servis yapılıyor.
Buranın spesyali güveç. Dev bir güveçte saatlerce pişen sebze ve etleri düşünün lezzeti siz hesap edin. Mardin'li ustalarımız güveçte adeta yeni bir sayfa açmışlar. Patlıcan ve diğer sebzeler kullandıkları salça ve baharatla başka bir lezzet kazanmış ama asıl güzel olan çatalı vurunca dağılan yumuşacık etler. Güveç tam anlamıyla bir lezzet patlaması yaratıyor. Acısı da çok dozunda ayarlanmış ve acı seven sevmeyen herkese göre orta kararda... Güveçle başladık ama burada ocakbaşında pişen etler ve kebaplar da var.
İsteğinize göre Adana, Kuzu Şiş ve Tavuk Şiş yiyebilirsiniz. Ben tavuk dışındakilerin tadına baktım ama ona geçmeden masaya gelen bulgur pilavının ve sıcacık tırnak pidelerin hakını vermek gerek. Plastik taburede otursanız da çarşının içindeki havayı soluyarak yemeğinizi yemek ayrı bir keyif veriyor. Adana o kadar iyi hazırlanmıştı ki inanamadım. Üst düzey pahalı bir kebapçıda bile bu kadar lezzetlisini zor bulursunuz. Kuzu şiş ise terbiyesinden dolayı yumuşacık ve ağızda dağılıyordu.
Eti işlemeyi bilmek ayrı bir sanat, kebap çekmek apayrı bir mesele bunu iyi başardıkları için dükkan doluyor taşıyor. Bilenler burada yemek için sabırsızlanıyor. Kendinize hakim olamazsanız bayağı bir yersiniz afiyet olsun ama yine de dikkat. Etlerin içinde kullanılan baharat ve yağ çok önemli. Yedikten sonra midenizde yanma yapmaması gerekiyor. Ben o gün bayağı yedim ama ne şişkinlik ne yanma yapmadı işte önemli olan bu zaten. Adının ne olduğunu öğrenmek için ufak bir Doğan yazısını bulmam gerekti.
Kapalıçarşı gezisi yaparsanız öğle yemeği için ne yapın edin burasını bulun. Fiyatlar normal, hizmet güzel yemekler lezzetli. Ben güveci ilk sıraya koyduktan sonra kebapları da tavsiye ederim. Yemeğin üstüne tatlı isterseniz kadayıf bulunuyor. Çok övemem ama fena değildi. Bu yemeğin ardından söylemesi ayıptır Kapalıçarşı yönetim kurulunda olan Atilla'nın sayesinde çatıya da çıktık. Çatıdan manzara inanılmazdı. Çarşı içinde kolay bulmanız için Terlikçiler sokağında yer alıyor.
Buranın spesyali güveç. Dev bir güveçte saatlerce pişen sebze ve etleri düşünün lezzeti siz hesap edin. Mardin'li ustalarımız güveçte adeta yeni bir sayfa açmışlar. Patlıcan ve diğer sebzeler kullandıkları salça ve baharatla başka bir lezzet kazanmış ama asıl güzel olan çatalı vurunca dağılan yumuşacık etler. Güveç tam anlamıyla bir lezzet patlaması yaratıyor. Acısı da çok dozunda ayarlanmış ve acı seven sevmeyen herkese göre orta kararda... Güveçle başladık ama burada ocakbaşında pişen etler ve kebaplar da var.
İsteğinize göre Adana, Kuzu Şiş ve Tavuk Şiş yiyebilirsiniz. Ben tavuk dışındakilerin tadına baktım ama ona geçmeden masaya gelen bulgur pilavının ve sıcacık tırnak pidelerin hakını vermek gerek. Plastik taburede otursanız da çarşının içindeki havayı soluyarak yemeğinizi yemek ayrı bir keyif veriyor. Adana o kadar iyi hazırlanmıştı ki inanamadım. Üst düzey pahalı bir kebapçıda bile bu kadar lezzetlisini zor bulursunuz. Kuzu şiş ise terbiyesinden dolayı yumuşacık ve ağızda dağılıyordu.
Eti işlemeyi bilmek ayrı bir sanat, kebap çekmek apayrı bir mesele bunu iyi başardıkları için dükkan doluyor taşıyor. Bilenler burada yemek için sabırsızlanıyor. Kendinize hakim olamazsanız bayağı bir yersiniz afiyet olsun ama yine de dikkat. Etlerin içinde kullanılan baharat ve yağ çok önemli. Yedikten sonra midenizde yanma yapmaması gerekiyor. Ben o gün bayağı yedim ama ne şişkinlik ne yanma yapmadı işte önemli olan bu zaten. Adının ne olduğunu öğrenmek için ufak bir Doğan yazısını bulmam gerekti.
Kapalıçarşı gezisi yaparsanız öğle yemeği için ne yapın edin burasını bulun. Fiyatlar normal, hizmet güzel yemekler lezzetli. Ben güveci ilk sıraya koyduktan sonra kebapları da tavsiye ederim. Yemeğin üstüne tatlı isterseniz kadayıf bulunuyor. Çok övemem ama fena değildi. Bu yemeğin ardından söylemesi ayıptır Kapalıçarşı yönetim kurulunda olan Atilla'nın sayesinde çatıya da çıktık. Çatıdan manzara inanılmazdı. Çarşı içinde kolay bulmanız için Terlikçiler sokağında yer alıyor.
MEMOŞ TANTUNİ - ATAŞEHİR
Bu siteyi takip edenler hatırlayacaktır, Mersin bölümünde Memoş Tantuni ile ilgili bir bölüm hazırlamış ve "Bu tantuniyi yemek için Mersin'e gitmeye can atıyorum" demiştim. Artık gerek kalmadı, Memoş bizim ayağımıza geldi. Mersin'li olan Ömer Onan'ın çabaları ve ortaklığıyla Ataşehir'de Palladium AVM karşısında 3 katlı büyük bir binada hizmete girdiler. İstanbul'da olup tantuni sevenler de bayram etti. Maç trafiğinden fırsat bulup 2-3 hafta sonra dükkana gittiğimde kapıda vale uygulaması olduğunu gördüm. Bina ferah ve bahçesi de var. Mersin'de ilk açtıkları ufak dükkanı hatırlayan biri olarak tezgahın genişliği de beni şaşırttı.
Bilmeyenler için söyleyelim tantuni yapmak maharet ister, etin kontrfile kısmından hazırlanıyor. Etin kalitesi kadar sinirlerinin ustaca temizlenmesi de önemli yoksa tantuni sert ve yavan oluyor. Bu et haşlandıktan sonra kuyruk yağı da ilave edilerek sac bir tavada pişiriliyor. Eğer kuyruk yağı olmadan isterseniz "biftek" demeniz gerekiyor. Mehmet ve Cengiz Yelkenaç bu işte çok ustalar ama yetenekleri ve bildiklerini babalarından öğrenmişler. Tantuni için oturunca masaya önce acı biber ve biber turşusu ile bolca limon getiriliyor. Bu turşular ve limonlar da Mersin'den alınıyor. Tantuni için 2 seçenek var somun dedikleri ekmeğin arasında ya da bizim lavaş dediğimiz onların tabiriyle "açık"... Somun özel olarak orada hazırlanıyor keza lavaş da kendi imalatları...
Ben bu tantuninin üstüne daha lezzetli bir tantuni yemedim. Etler bile Mersin'den geliyor ayrıca tüm ustalar ve ekip Mersin'den gelip dükkanda üst kattaki lojmanda kalıyor. İşin ustası yapınca bazılarımızın dudak büktüğü tantuni inanılmaz bir lezzet haline geliyor. Ben somun seviyorum ama açık yemek de çok güzel oluyor. Unutmayın kuyruk yağı olmadan yemek isterseniz "Biftek" diye sipariş vereceksiniz. Yemeğin üstüne çok övündükleri Peynirli Kadayıf yiyebilirsiniz. Yalnız burada söylemeden edemeyeceğim, gitmeden Ömer'in "Mutlaka ye" dediği bu tatlıyı ben biraz vasat buldum, nedeni de margarin tadının baskın olmasıydı ama beğenenlerin sayısı da bir hayli fazla bir daha denemek gerek belki o güne özeldi...
Bu arada aldığım bir başka eleştiri vale sistemi, 10 TL alıyorlar ve arabaları yola park ediyorlar ayrıca fiş de vermiyorlar. Bunu düzeltebilirler. Gerçek tantuni için mutlaka tavsiye ederim. Unutmadan Mersin'den gelen harika şalgam Özkan burada satılıyor. Bir deneyin çok beğeneceksiniz. İyi ki Ömer ısrar etti ve ön ayak olarak Memoş'u bizlerin ayağına getirdi böylece İstanbul'da önemli bir açığı da kapatmış oldular. Tantuni fiyatları ise: Açık 10 Somun 12 Biftek açık 12 Biftek açık 14 Kadayıf 7 TL... (Mayıs 2015)
Bilmeyenler için söyleyelim tantuni yapmak maharet ister, etin kontrfile kısmından hazırlanıyor. Etin kalitesi kadar sinirlerinin ustaca temizlenmesi de önemli yoksa tantuni sert ve yavan oluyor. Bu et haşlandıktan sonra kuyruk yağı da ilave edilerek sac bir tavada pişiriliyor. Eğer kuyruk yağı olmadan isterseniz "biftek" demeniz gerekiyor. Mehmet ve Cengiz Yelkenaç bu işte çok ustalar ama yetenekleri ve bildiklerini babalarından öğrenmişler. Tantuni için oturunca masaya önce acı biber ve biber turşusu ile bolca limon getiriliyor. Bu turşular ve limonlar da Mersin'den alınıyor. Tantuni için 2 seçenek var somun dedikleri ekmeğin arasında ya da bizim lavaş dediğimiz onların tabiriyle "açık"... Somun özel olarak orada hazırlanıyor keza lavaş da kendi imalatları...
Ben bu tantuninin üstüne daha lezzetli bir tantuni yemedim. Etler bile Mersin'den geliyor ayrıca tüm ustalar ve ekip Mersin'den gelip dükkanda üst kattaki lojmanda kalıyor. İşin ustası yapınca bazılarımızın dudak büktüğü tantuni inanılmaz bir lezzet haline geliyor. Ben somun seviyorum ama açık yemek de çok güzel oluyor. Unutmayın kuyruk yağı olmadan yemek isterseniz "Biftek" diye sipariş vereceksiniz. Yemeğin üstüne çok övündükleri Peynirli Kadayıf yiyebilirsiniz. Yalnız burada söylemeden edemeyeceğim, gitmeden Ömer'in "Mutlaka ye" dediği bu tatlıyı ben biraz vasat buldum, nedeni de margarin tadının baskın olmasıydı ama beğenenlerin sayısı da bir hayli fazla bir daha denemek gerek belki o güne özeldi...
Bu arada aldığım bir başka eleştiri vale sistemi, 10 TL alıyorlar ve arabaları yola park ediyorlar ayrıca fiş de vermiyorlar. Bunu düzeltebilirler. Gerçek tantuni için mutlaka tavsiye ederim. Unutmadan Mersin'den gelen harika şalgam Özkan burada satılıyor. Bir deneyin çok beğeneceksiniz. İyi ki Ömer ısrar etti ve ön ayak olarak Memoş'u bizlerin ayağına getirdi böylece İstanbul'da önemli bir açığı da kapatmış oldular. Tantuni fiyatları ise: Açık 10 Somun 12 Biftek açık 12 Biftek açık 14 Kadayıf 7 TL... (Mayıs 2015)
FORNO - BALAT
Doğma büyüme İstanbullu olmama rağmen şehrin gizli kalmış güzelliklerle dolu pek çok noktasına gitmediğimi düşündüm ve boş zamanlarımda (tabii ki olursa) bu semtleri gezmeye karar verdim. Ebru'nun ısrarlarıyla ilk durağımız Balat-Fener oldu. Özellikle son yıllarda düzenlenen turlarla adından söz ettiren İstanbul'un en eski semtlerinden olan Balat ve Fener hem çok sayıda tarihi yapıyı barındırması hem de evlerin güzelliğiyle her noktası görülecek bir yer. Zaten diziler sağolsun burada o kadar çekim yapmışlar ki semti dolaşırken "Aaa şu evde Şeref Meselesi çekildi" "Bu evde bir dizi vardı adı neydi" gibi sorularla uğraşıyorsunuz. Benim en çok etkilendiğim bina kırmızı taşlardan yapılan ve tepede adeta bir şato gibi duran Fener Rum Lisesi oldu.
Balat ve Fener gezmekle bitmez ama insan yürüyünce acıkıyor. Biz de daha önce methini çok duyduğumuz Forno'yu bulup oturuyoruz. Yeri çok kolay Patrikhane'den devam edin ara sokakta zaten her yerde sizi yönlendiren tabelaları var. Sokak arasında ama dekorasyonu o kadar şık ki sizi hemen etkiliyor. Ortada aile yemeği havası veren devasa tahta masa ve etrafında şirin açık bir mutfak, bir köşede de fırın... Yona Grunberg buranın hem sahibi hem şefi... Her köşesinden kalite kokan mekanda menü basit. Tahtada yazanlara bakıp tercihinizi yapabilirsiniz.
Biz gittiğimizde çorba yoktu ama çok güzel olduğunu duydum. Önceden çok methedilen lahmacun ile başladık. Lahmacunun hamuru o kadar hafif ve ince ki midede şişkinlik yapmıyor. Hamur güzel ama içi bir başka... Kullanılan kıymanın kalitesi belli oluyor, soğan kararında kullanılmış yani tadında baskınlık yaratmıyor. Böyle olunca mükemmel bir lahmacun ortaya çıkıyor. Yağsız ve sağlıklı. En güzel lahmacunun gazlı fırında yapıldığını düşünenlerin sayısı bir hayli fazla. Burada da kullanılıyor. Taş Fırın da da güzel olur ama ben bunu tercih ediyorum. Buraya sadece bu lahmacun için bile gelinir.
Lahmacun tadımından sonra pide istedik. Yona Hanım özel bir kavurmaları olduğundan bahsederek kavurmalı pide önerdi ama Ebru kavurma istemediği için yarısı kavurmalı yarısı kaşar ve sebzeli bir pide sipariş ettik. Yarısı yararlı yarısı zararlı pide buna derler işte... Pide hamuru yine güzeldi, kavurma çok yağlı olmadığı gibi döner gibiydi ve çok beğendim. Sebzeli tarafında ise kaliteli br kaşar ve ızgara sebzeler vardı. Burada önemli olan orta sınıf kebapçılarda olduğu gibi yağ boca edilmemesi. Kesinlikle midede yanma yapmıyor ve şişkinlik de olmuyor. Pizzalar ise aynı hamur ve aynı malzemelerle hazırlanıyor ve tercih ederseniz pişman olmazsınız. Fazla çeşit yok ama yeterli ızgara sebzeli, margherita ve karışık, daha ne olsun?
Bir insan işini severek yaparsa ortaya kötü bir iş çıkmasına imkan yok. Kısa sohbetimizde Yona Hanımın işine ne kadar bağlı olduğunu anladım. Burada Pazar günleri açık büfe kahvaltı servis ediliyor. En kısa zamanda kahvaltı için de gelerek yazıya ekleyeceğim. Ama her malzemenin en iyisini yerinden getirdiklerini biliyorum. Ortadaki dev masada açık büfe kahvaltı ve harika yumurtalarla bir kahvaltı. Unutmadan burada yapılan kruvasan bir başka. Biz o gün ikram edilen kruvasana bayıldık. Kahvaltıda bunun gibi başka sürpriz hamur işi lezzetleri de servis ediliyor.
Kendinizi evinizde hissettiren Forno'da makul fiyatlara yiyebilirsiniz. Sıcak bir ortamda keyifli bir kahvaltı ve yemek için tavsiye ederim. Buraya gelirken Balat-Fener yürüyüş turunu planlayın ve öğle yemeği için Forno'da mola verin derim. Mekan ufak özellikle tatil günlerinde rezervasyon yapmanızda fayda var..
ÜNAL KARDEŞLER KATMER - URLA
2 günlük mini kaçamağımız için Çeşme'ye gitmeden uzun süredir uğramak istediğimiz Urla'ya gidip katmerin tadına baktık. Ben Ünal Kardeşleri televizyonda izlediğim andan beri Urla'ya gidip bu katmerin tadına bakmak istedim. Urla İskele tarafına gidince sahilde yerini bulmak çok kolay. Biz rüzgarlı ve soğuk bir havada hafta içi gittiğimiz için boştu ama hafta sonu burada masa bulmak zor oluyordur. Katmer meşhur ama burada mükellef bir kahvaltı ya da çiğ börek de yiyebilirsiniz. Katmer denince akla özellikle Gaziantep'de yapılan fıstıklı tatlı olan geliyor ama Ege'de katmer tatlı değil peynirli, patatesli ya da kıymalı yapılıyor.
Ünal Kardeşler katmeri en iyi yapan yer olarak nam salmış. Biz masaya oturup sipariş verdikten sonra ustanın yanına giderek katmerin yapım aşamasını görüntüledim. Hamur o kadar ince açılıyor ki bu kadar büyük bir hamuru parçalamadan nasıl o hale getiriyorlar anlamadım. Hamur yağın içine ustaca bırakıldıktan sonra içine adam başı 1 yumurta kırılıyor. Biz 1 peynirli 1 patatesli istedik. Yumurtalar hamurun üstünde pişerken peynir bir tarafa patates diğer tarafa konuyor ve bolca maydanoz, dereotu en üstte yerini alıyor. Bütün bu işlemleri çok hızlı yapmanız gerek çünkü ince hamur çok çabuk pişiyor ve yanabilir.
Sonra hamur içe doğru zarf şeklinde katlanarak kapatılıyor. Kısa sürede nar gibi kızaran katmer harika bir koku salıyor. İsterseniz kıymalı da tercih edebilirsiniz. İçine konulan lor peyniri ve patates harcını daha lezzetli yapabilirler. Ama yine de sıcak sıcak masanıza gelen katmerin tadına doyum olmuyor. Biz masamızda çayla birlikte harika bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı demişken isterseniz kahvaltılık da alarak bal-kaymaklı mükellef bir sofra hazırlatabilirsiniz. Burada aynı hamurdan hazırlanan çiğ börek de öğle yemeğinde ayranla tercih edilebilir.
Gelelim katmerin lezzetine; Ben beklentiyi biraz yüksek tuttuğum için belki de biraz vasat buldum. Belki de restoranda sadece biz olduğumuz içindi. Katmerin hamuruna söyleyecek söz yok ama içi biraz daha lezzetli olabilirdi. Katmer yağlı buna fazla engel olamazsınız. Bu eleştiriye rağmen kesinlikle tavsiye ederim. Ben bir kez daha dolu ortamda gelip tadına bakacağım. O zaman farklı yorumlar yazabilirim. Urla mutlaka görülmesi gereken çok güzel bir yer, siz de seyahat ederken burayı es geçmeyin. Fiyatlara gelince Nisan 2015'de Katmer 12 TL, Çay 2 TL...
Ünal Kardeşler katmeri en iyi yapan yer olarak nam salmış. Biz masaya oturup sipariş verdikten sonra ustanın yanına giderek katmerin yapım aşamasını görüntüledim. Hamur o kadar ince açılıyor ki bu kadar büyük bir hamuru parçalamadan nasıl o hale getiriyorlar anlamadım. Hamur yağın içine ustaca bırakıldıktan sonra içine adam başı 1 yumurta kırılıyor. Biz 1 peynirli 1 patatesli istedik. Yumurtalar hamurun üstünde pişerken peynir bir tarafa patates diğer tarafa konuyor ve bolca maydanoz, dereotu en üstte yerini alıyor. Bütün bu işlemleri çok hızlı yapmanız gerek çünkü ince hamur çok çabuk pişiyor ve yanabilir.
Sonra hamur içe doğru zarf şeklinde katlanarak kapatılıyor. Kısa sürede nar gibi kızaran katmer harika bir koku salıyor. İsterseniz kıymalı da tercih edebilirsiniz. İçine konulan lor peyniri ve patates harcını daha lezzetli yapabilirler. Ama yine de sıcak sıcak masanıza gelen katmerin tadına doyum olmuyor. Biz masamızda çayla birlikte harika bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı demişken isterseniz kahvaltılık da alarak bal-kaymaklı mükellef bir sofra hazırlatabilirsiniz. Burada aynı hamurdan hazırlanan çiğ börek de öğle yemeğinde ayranla tercih edilebilir.
Gelelim katmerin lezzetine; Ben beklentiyi biraz yüksek tuttuğum için belki de biraz vasat buldum. Belki de restoranda sadece biz olduğumuz içindi. Katmerin hamuruna söyleyecek söz yok ama içi biraz daha lezzetli olabilirdi. Katmer yağlı buna fazla engel olamazsınız. Bu eleştiriye rağmen kesinlikle tavsiye ederim. Ben bir kez daha dolu ortamda gelip tadına bakacağım. O zaman farklı yorumlar yazabilirim. Urla mutlaka görülmesi gereken çok güzel bir yer, siz de seyahat ederken burayı es geçmeyin. Fiyatlara gelince Nisan 2015'de Katmer 12 TL, Çay 2 TL...
ASMA YAPRAĞI - ALAÇATI
Geçen hafta eşim Ebru'nun doğum günü için Çeşme'ye 2 gün 1 gecelik küçük bir kaçamak yaptık. Hava zaman zaman yağmurlu olsa da çok keyifli 2 gün geçirdik. Çeşme Sheraton oteli her zamanki gibi çok güzeldi. Biz otele yerleşir yerleşmez kendimizi Alaçatı'ya attık. Alaçatı Nisan başında çok güzeldi. Yazın yürümekte zorlandığımız çarşısında rahatça gezdik ve sokakların tadını çıkardık. Yazın yer bulmakta zorlandığımız ve kalabalık yüzünden keyfini çıkaramadığımız bütün mekanların tadını sonuna kadar çıkardık. Benim en fazla merak ettiğim yer olan Asma Yaprağı'nda iki gün üst üste yemek yedik. İlk gün hava kapalı ve yağmurlu olduğu için içeri girip üst katta oturduk. Bu sayede içerisinin ne kadar doğal ve zarif dekore edildiğini görme şansımız oldu.
Asma Yaprağı'nda masanıza geçmeden önce küçük mutfağın içinde tezgahta duran mezelerden seçim yapmanız gerekiyor. Ana yemekler ise tahtada yazıyor. Burada size çalışanların rehberlik yapması da gerek çünkü daha önce görmediğiniz yemekler içinden ancak bu şekilde seçim yapabilirsiniz. Bize iki gün de bakan şirin garsonumuz bu konuda çok iyiydi. Ben sosyal medyada servisle ilgili yazılanlara hayret ettim. Bir yeri kötülemek için yazanlar o kadar fazla ki...Mezeler buranın zarif konseptine uygun küçük kaplarda servis ediliyor. Biz ilk gün 5 meze istedik. Burada mezelerin tabağı 7.5 TL'den ücretlendiriliyor. Yediklerimize geçmeden yemediğimiz ama aklımızın kaldığı taze sarımsaktan yapılan mezeyi söylemek gerek siz deneyin.
Olmazsa olmaz kabak çiçeği dolması hafif ve içi iyi hazırlanmıştı, Alaçatı'ya özgü Çalkama sosuyla hazırlanan pazı otuyla yapılan meze inanılmazdı, Fava'yı hep bakladan yapılır zannederdik ama burada Mercimek Fava yediğimizde lezzetine inanamadık. Otun her çeşidinin olduğu ve 1 hafta önce Ot Festivalinin yaşandığı Alaçatı'da turp otu ve karışık otlardan yapılan mücver tarzı meze taze ve doğal tadıyla çok iyiydi. Bence ilk gün gelen 5 mezeden günün yıldızı çıtır çıtır taze bakla içi ve enginar ile yapılan pilavdı. Dere otu ile tatlandırılan pilavdaki taze baklalar çiğ çiğ yenecek kadar güzeldi.
İkinci gün ise biraz daha aç bir şekilde Asma Yaprağı'na gittik. Bu kez hava güzeldi ve dışarıda oturduk. Benim ilk kez tadına baktığım Urla şarabının rozesini çok beğendim. Tadında meyve aromaları baskındı ama içimi kolay ve yemeklerle uyumu mükemmeldi. Hatta o kadar beğendik ki nerede satıldığını sorduk ve Makro ile Metro'da bulunduğunu öğrendik. İkinci gün gelen mezelerden ikisi yukarıda altta. Sağda klasik anne mercimek köftesi solda ise ıspanak, firik bulguru ve sarımsaklı sosla hazırlanan meze var. Fincan içinde gelen sıcak bazlama ise kendinizi kaptırmanız halinde tehlikeli olabilir...
Ege denince akla ilk gelen ot olan Şevket-i Bostan son yıllarda iyice popüler oldu. Ben kuzu etiyle yapılan sıcak yemeğini çok severim ama burada ceviz ve sarımsakla zeytinyağlısını yedik ve bayıldık. İlk gün ana yemek yerine mezelerle geçmiştik zaten doğrusu da bu yazın meze çeşitleri arttıkça insanın masayı onlarla donatası geliyor. Ana yemek olarak Asma Kebap (30 TL) istedik. Adı yanıltmasın kebapla alakası yok. Kızarmış patates üzerine anne köftesi ve yoğurtlu tereyağlı sos ile servis ediliyor. Keşke kızarmış patatesler "Ev Patatesi" olsaydı o zaman daha da mükemmel olurdu. Ama köftenin baharatı ve tadı mükemmeldi.
Asma Yaprağı ucuz bir yer değil ama zaten Alaçatı ucuz bir yer değil. Biz birer kadeh şarap 4 meze ve 1 ana yemeğe 107 TL ödedik. Buraya lezzet-fiyat kalitesi açısından tam not veririm. İki gün yediğimiz ve beğenmediğimiz bir yemek olmadı. Burada yazın yer bulmak çok zor hatta Temmuz-Ağustos rezarvasyonları Nisan ayından başlamış. Ama ben yazın sokakta oturup araba kullanma derdi olmadan mezelerle bir rakı içmek isterim. Kesinlikle gitmeli ve doğal lezzetlerin tadına bakmalısınız.
Asma Yaprağı'nda masanıza geçmeden önce küçük mutfağın içinde tezgahta duran mezelerden seçim yapmanız gerekiyor. Ana yemekler ise tahtada yazıyor. Burada size çalışanların rehberlik yapması da gerek çünkü daha önce görmediğiniz yemekler içinden ancak bu şekilde seçim yapabilirsiniz. Bize iki gün de bakan şirin garsonumuz bu konuda çok iyiydi. Ben sosyal medyada servisle ilgili yazılanlara hayret ettim. Bir yeri kötülemek için yazanlar o kadar fazla ki...Mezeler buranın zarif konseptine uygun küçük kaplarda servis ediliyor. Biz ilk gün 5 meze istedik. Burada mezelerin tabağı 7.5 TL'den ücretlendiriliyor. Yediklerimize geçmeden yemediğimiz ama aklımızın kaldığı taze sarımsaktan yapılan mezeyi söylemek gerek siz deneyin.
Olmazsa olmaz kabak çiçeği dolması hafif ve içi iyi hazırlanmıştı, Alaçatı'ya özgü Çalkama sosuyla hazırlanan pazı otuyla yapılan meze inanılmazdı, Fava'yı hep bakladan yapılır zannederdik ama burada Mercimek Fava yediğimizde lezzetine inanamadık. Otun her çeşidinin olduğu ve 1 hafta önce Ot Festivalinin yaşandığı Alaçatı'da turp otu ve karışık otlardan yapılan mücver tarzı meze taze ve doğal tadıyla çok iyiydi. Bence ilk gün gelen 5 mezeden günün yıldızı çıtır çıtır taze bakla içi ve enginar ile yapılan pilavdı. Dere otu ile tatlandırılan pilavdaki taze baklalar çiğ çiğ yenecek kadar güzeldi.
İkinci gün ise biraz daha aç bir şekilde Asma Yaprağı'na gittik. Bu kez hava güzeldi ve dışarıda oturduk. Benim ilk kez tadına baktığım Urla şarabının rozesini çok beğendim. Tadında meyve aromaları baskındı ama içimi kolay ve yemeklerle uyumu mükemmeldi. Hatta o kadar beğendik ki nerede satıldığını sorduk ve Makro ile Metro'da bulunduğunu öğrendik. İkinci gün gelen mezelerden ikisi yukarıda altta. Sağda klasik anne mercimek köftesi solda ise ıspanak, firik bulguru ve sarımsaklı sosla hazırlanan meze var. Fincan içinde gelen sıcak bazlama ise kendinizi kaptırmanız halinde tehlikeli olabilir...
Ege denince akla ilk gelen ot olan Şevket-i Bostan son yıllarda iyice popüler oldu. Ben kuzu etiyle yapılan sıcak yemeğini çok severim ama burada ceviz ve sarımsakla zeytinyağlısını yedik ve bayıldık. İlk gün ana yemek yerine mezelerle geçmiştik zaten doğrusu da bu yazın meze çeşitleri arttıkça insanın masayı onlarla donatası geliyor. Ana yemek olarak Asma Kebap (30 TL) istedik. Adı yanıltmasın kebapla alakası yok. Kızarmış patates üzerine anne köftesi ve yoğurtlu tereyağlı sos ile servis ediliyor. Keşke kızarmış patatesler "Ev Patatesi" olsaydı o zaman daha da mükemmel olurdu. Ama köftenin baharatı ve tadı mükemmeldi.
Asma Yaprağı ucuz bir yer değil ama zaten Alaçatı ucuz bir yer değil. Biz birer kadeh şarap 4 meze ve 1 ana yemeğe 107 TL ödedik. Buraya lezzet-fiyat kalitesi açısından tam not veririm. İki gün yediğimiz ve beğenmediğimiz bir yemek olmadı. Burada yazın yer bulmak çok zor hatta Temmuz-Ağustos rezarvasyonları Nisan ayından başlamış. Ama ben yazın sokakta oturup araba kullanma derdi olmadan mezelerle bir rakı içmek isterim. Kesinlikle gitmeli ve doğal lezzetlerin tadına bakmalısınız.
TONOZ BALIK - KAZASKER
Balık restoranı dediğimiz zaman ülkemizde ne yazık ki belirli bir fiyat standardı olmayan yerler yani "Hesabın ne kadar geleceğini bilemediğiniz" yerler aklımıza geliyor. Ama son dönemde ufak ama hesaplı balıkçıların da açıldığını görüyoruz. Bizim eve yakın olduğu için yürüyüş yaparken gördüğüm Tonoz Balık'a geçenlerde ilk kez uğradık. Bir kere dekorasyonu çok özenli yapılmış. Kınalıada'dan gelen sahipleri Kazasker'de cadde üstünde adeta bir deniz kenarı mekanı yaratmışlar. Bembeyaz duvarlar, mavi örtüler ve beyaz sandalyelerle tertemiz bir mekan. Masaların üstünde kağıt örtüler var. Branda ile kapatılan mekan yazın açık hale gelebiliyor. Lokantanın yanındaki balık tezgahından istediğiniz balığı seçebilirsiniz. Masanıza oturunca iyi bir zeytinyağı ile zeytinler ikram ediliyor.
Burada balık çorbasında iddialı olduklarını söyledikleri için çorbayla başladık. Güzeldi ama içinde biraz daha farklı balık eti olabilirdi diye düşünüyorum. Yine de özellikle kışın tercih edilebilir. Biz ara sıcak istemedik ama Tonoz'da karides güveç, kalamar gibi ara sıcakları bulabilirsiniz. Yan masaya gelen karides güveç güzel gözüküyordu. Balık tercihimizi tezgahtan bakarak tekir ve istavrit olarak belirledik. İri tekirler ve taze istavritler tavada mısır unu ile kızartılarak masamıza çok geçmeden geldi. Ortaya söylediğimiz ince kıyım Roka ve Domates salatası da güzeldi.
Bizim en sevdiğimiz balıkların başında gelen tekirler çok lezzetliydi. Bu balığı yediğiniz zaman deniz kokmuyorsa bu işte bir yanlışlık var demektir. İstavrit ise her zaman taze olduğu için çıtır çıtır yeniyor. Kızartma işinde iyi olduklarını söyleyelim. Adadan gelen ve balıkçılıkla uğraşan sahipleri ızgarada balığı pişirmeyi de mutlaka iyi biliyorlar. Yan masalara gelen levrek ve çipura ızgaraları da sorunsuz gözüküyordu. Ayrıca fener kavurma gibi özel bir lezzeti de deneyebilirsiniz. Levrek Buğulamayı hem sulu hem de domates sosuyla susuz yaptıklarını söylediler bir sonraki sefere deneyip yazıya eklerim.
Burası ailenizle hesaplı bir şekilde balık yiyebileceğiniz bir yer. İçeceklerle birlikte alkolsüz kişi başı ortalama 40 TL ödeyerek kalkabilirsiniz. Yemekten sonra çay-kahve ve irmik helvası ikramları da var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































